Neden Dil Öğrenmeliyiz?


Dil.

İnsanoğlunun ilk bahçe çitini çekmesiyle özelleştirdiği hayatında vazgeçilmez bir şey varsa eğer o da iletişimdir. Çağımızın durmaksızın ilerleyen teknolojisi içerisinde iletişim birbirimiz arasında kurduğumuz bir bağdan çok daha farklı bir noktaya erilmiştir. Elimizde tuttuğumuz akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve daha nicesi ile her zaman her yerde dünyanın ve insanlığın gündemini takip edebiliyoruz.

Peki ‘distopik’ bir geleceğe doğru mu götürüyor bu evrimleşme bizleri?

Teknolojiye bağımlılığımız arttıkça, insanlığın en ilkel yeteneklerinden biri olan iletişimimizi kaybettiğimizi düşünüyoruz. Ama bu yeteneğimizi kurtarmak için ne yapıyoruz?

Eski zamanların temiz ve hakiki duygu aktarımları, verilere ve mikro bilgilere dönüşüyor.

Öncelikle bir düşünelim. Mesela, eskiden ‘seni seviyorum’ demek bu kadar kolay mıydı? Telefonumuzdaki mesaj uygulamasından on üç karaktere basarak olabilen en kısa zamanda bu duyguyu elektronik ortama dönüştürebiliyoruz. Ancak gerçekten bunun o hissetmek istediğimiz gerçek ‘duygu’ olduğunu mu sanıyoruz? Yoksa öyle sanmak mı istiyoruz?

Maalesef, elektronik ortamdaki duygular, cihazların belleğine işlenen verilerden öteye geçemiyor.

Bir mendilin yere atılmasının bile milyonlarca anlam içerdiği eski dönemlerden günümüze, sadece parmak izlerimizin yağlı izleri kalıyor kara aynanın üzerinde. İşte böyle bir çağda her gün körelen, yok olan, acı çeken bir şey var.

O da iletişimin atardamarı ‘DİL’ !

Hem evrenselleşen dünyanın kültürlerarası aktarımı sonucu, hem de bizlere kolaylık sağlarken tembelleşmemize de yol açan teknolojinin akıl almaz hızıyla birbirimiz aramızdaki iletişimi kaybediyoruz.

Daha çabuk sinirleniyor, kendimizi ifade edemiyor, karşımızdakini anlayamıyoruz. Böylece duygularımız da paslanıyor ve sonsuz bir karanlığa doğru tüm insanlık olarak çekiliyoruz.

Çok değil bundan sadece yirmi yıl öncesinin haber yazılarına, edebi yazılarına baktığımız da bambaşka bir dünya var gibi hissediyoruz. Kibarlığı özlüyoruz, saygıya özlem duyuyoruz ama yine de hayatın hızlı akışına ayak uydurmak için sahip olduğumuz değerlerimizi kaybediyoruz.

Dil dediğimiz, bir insanın aynı zamanda en büyük kültürel yapıtaşlarından birisidir.  İnsanı insan yapan, diğer varlıklardan ayıran olağanüstü bir özelliktir. Tarih boyunca gücün de sembolü olmuştur. Ulusların birlik halinde olması dil sayesinde gerçekleşmiştir. Dili güçlü olan bir toplum, diğer alanlarla da güçlü bir ilerleme gerçekleştirebilir.

Peki ya yabancı dil?

Dünya üzerinde yaşamış bütün topluluklar, birbirlerinden etkilenmişlerdir. Öyle ya da böyle bir temasta bulunmuşlar, birbirlerinin mutfak, sokak, dil vb. kültürlerini takas etmişlerdir.

Günümüzde bu tarz takaslar ise, dergiler, kitaplar, festivaller, müzikler, oyunlar, filmler vb. ile gerçekleşmektedir. Ancak elektronik ortamdaki bilgi kirliğini bir düşünün isterim. Doğru bilgiye ulaşmak için (bu herhangi bir bilgi olabilir) farklı dillerdeki bilgileri süzgecimizden geçirmeliyiz. Bunun için de yabancı dil faktörünü göz ardı edemeyiz.

Ülkemizin dil eğitim sistemi maalesef ki yaralı bir aslandır. Ancak yaşam hep hayatta kalmanın bir yolunu bulmuştur.,

akademiNY olarak ülkemizin bu yöndeki eksiğini ve yukarıda saymış olduğumuz durumları göz önünde bulunduruyor, yabancı dilin öneminin altını çizmek istiyoruz.

Bireyin ana dili dışında bir dil daha bilmesi, o dil bilgisine sahip olmasının yanı sıra bundan faydalanarak, dili konuşan diğer insanlarla da sözlü ya da yazılı iletişim kurabilmesine olanak tanımaktadır.  Bunu sağlayabilmek ise size pek çok avantaj getirecek olmasının yanında belli bir emeği sarf etmeyi göze almanızı, sabırlı ve planlı olmanızı gerektirmektedir.

Bu engebeli gözüken yolu sizlere düz bir ova olarak gösterebilmek için buradayız.

 

Editör

Onur Yıldız